“YALAKALIĞIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ”
Ölçüsüz övgü sadece öveni değil, övüleni de gerçeğin dışına sürükleyebilir.
Sosyal ilişkilerden iş hayatına, siyasetten bürokrasiye, medyadan sivil toplum kuruluşlarına kadar hayatın hemen her alanında karşımıza çıkan eski ama etkisini hiç kaybetmeyen bir davranış biçimi vardır: Yalakalık.
Peki, sürekli aşırı övgüye, hak edilmemiş takdirlere ve yapay hayranlığa maruz kalan insanlar gerçekten ne hisseder?
Bu durum sadece yalakalık yapan kişiyi mi küçültür, yoksa övülen kişiyi de farklı bir psikolojik sürecin içine mi çeker?
Uzmanların ortaklaştığı nokta şudur: Yalakalığın etkisi tek tip değildir. Aynı davranış, farklı kişilik yapılarında farklı sonuçlar doğurur. Özellikle gücü elinde bulunduran kişiler için bu durum zamanla çevrelerini ve karar alma biçimlerini etkileyebilir.
Güçten beslenenler için bir tatmin aracı
Bazı insanlar sürekli övülmekten rahatsız olmaz; aksine bunu bir başarı göstergesi olarak görür. Etrafındaki insanların kendisini sürekli yüceltmesi, ona vazgeçilmez olduğu duygusunu verebilir.
Bu tür ortamlarda kişi, yapılan övgülerin samimiyetini sorgulamak yerine onları hak edilmiş bir ilgi olarak algılayabilir. Zamanla eleştiriye tahammül azalır, farklı görüşler rahatsız edici hale gelir ve çevresinde yalnızca alkışlayan insanların bulunması tercih edilir.
Bunun en büyük riski, gerçeğin giderek görünmez hale gelmesidir.
Karakteri oturmuş insanlar neden rahatsız olur?
Kendini tanıyan, yaptığı işin sınırlarını bilen ve eleştiriye açık insanlar ise ölçüsüz övgü karşısında genellikle rahatsızlık hisseder.
Çünkü yapay övgü, güven duygusunu zedeler. Samimiyetsiz iltifatlar, karşı tarafın bir beklenti içinde olduğu düşüncesini doğurabilir. Böyle durumlarda kişi, öveni değil, övgünün arkasındaki amacı sorgulamaya başlar.
Gerçek takdir ile çıkar amaçlı övgü arasındaki fark, çoğu zaman hissedilir.
Sessizce kurulan tehlikeli düzen
Yalakalığın en büyük zararı, sadece bireylere değil kurumlara da olur. Sürekli alkışlanan yöneticiler, hatalarını duyamaz hale gelebilir. Kimsenin yanlışlarını söylemediği bir ortamda karar kalitesi düşer, liyakat geri plana itilir.Bu durum iş hayatında da, siyasette de, bürokraside de görülebilir.
Örneğin bazı kurumlarda veya medya çevrelerinde, bir yöneticinin sıradan faaliyetleri bile abartılı biçimde övülür; aynı kişi sürekli haber konusu yapılır, eleştirel mesafe kaybolur. Başarıların duyurulması elbette doğaldır; ancak ölçü kaçtığında haber, değerlendirme olmaktan çıkar ve kişiye bağlı bir övgü mekanizmasına dönüşebilir.
Bu yalnızca gazetecilikte değil, her meslekte görülebilen bir sorundur. Çünkü yalakalık, çoğu zaman emeği değil yakınlığı ödüllendirir.
Yalakalık sadece öveni değil, övüleni de değiştirir
Sürekli yapay övgüye maruz kalan kişiler zamanla gerçek eleştiriyi seçmekte zorlanabilir. Kendisine karşı söylenen her olumlu sözü samimi, her olumsuz sözü düşmanca görme eğilimi gelişebilir. Bu da kişinin çevresini daraltır ve onu gerçeklerden uzaklaştırabilir.
En tehlikeli nokta ise şudur: Yalakalık yapanlar kadar, bu davranışı teşvik edenler de bu düzenin bir parçası haline gelir.
“Sonuç olarak Yalakalık”… kısa vadede bazı kapıları açıyor gibi görünse de uzun vadede hem öveni hem de övüleni yıpratır. Sağlıklı ilişkiler ve güçlü kurumlar, ölçülü takdirin ve samimi eleştirinin bir arada var olabildiği ortamlarda gelişir.
Gerçek başarı, sürekli alkışlanmak değil; gerektiğinde yanlışlarını söyleyebilecek dürüst insanların varlığıdır.
Çünkü bir insanın etrafında yalnızca övgü varsa, orada gerçeğin sesi giderek kısılır.
ABDULLAH ÇALIŞKAN’IN KALEMİNDEN